27 Eylül 2007 Perşembe

Büyük bir sinsi tehlike..

Dut ağaçları asil görüntüleri ile her gün bir gün daha yaşlanarak ömürlerine ömür katıyorlar ama öbür taraftan da bir çok talihsiz dut ağacı maalesef kötü kalpli insanların pençelerinde hayatlarını kaybetmekte. Bu sebeple artık eskisi gibi dutluk göremediğimiz gibi dut ağacına bile hasret kalıyoruz. Kimbilir kaç kişi farkındadır dutlukların sapır sapır hayatımızdan çıktığının, kimbilir kaç kişi farkındadır ipek böceklerinin dut yaprağı yerine mağrul yaprakları ile beslene beslene ürettikleri ipeğin kalitesinin düştüğünün. Nerde o eski şallar, o ispanyol ipekleri, çin işleri, japon işleri ve o kırlentler, hani kuşlar ağaçlar....

 

Bu hayra alamet olmayan gidişle gün gelir ipek böceklerine "mağrul böceği" dersek ve hatta ipek böceklerinin üretiminden de artık ipek değil havlu üretirsek - hadi fazla kötümser olmayayım gene - bornoz üretirsek bunun hesabını kim verir bilmiyorum. Hatta gün gelir ipek böcekleri bize hesap sorarsa kimi muhatap alacak düşünmesi bile korkunç kabuslara gark ediyor insanı ağır geçmiş mantılı öğlen yemeği sonrası.

 

Benden ikaz etmesi yine de..

26 Eylül 2007 Çarşamba

Dutlara bakıp bakıp ağladım

Geçen aylardan birinde manavın önünden geçerken gözlerim tezgahtaki dutlara takıldı. Beyaz duttular. Dutlara bakıp bakıp ağladım. Artık ne zaman bir manav görsem yolumu değiştiriyorum. İstediğim yerlere biraz geç varıyorum. Ama olsun...

19 Eylül 2007 Çarşamba

Sana sevgim artık soldu

Dutluk;  dut ağaçlarından birçoğunun bir arada olduğu yer aslında. Kopkoyu yaprakları, iri, güven veren gövdeleri ile masum insanları masal yaratıklarından, devlerden koruyan dut ağaçlarının bir arada toplandığı yer.

 

Geçmişe özlemi kestirmeden anlatmaya yarıyor şimdilerde, gemişe özlemin yanına şimdileri beğenmemeyi de iliştiriyor ucundan. Bir dönem büyüklerimden o kadar duydum ki; dünya tarihinde bir dönem dutluk cağı olarak mı yaşandı acaba diye derin kuşkulara kapıldığım oldu.

 

"Buraları eskiden dutluktu" derken "eski çamlar bardak oldu" da diyoruz biz doğayı seven insanlar, insancıklar ve onarın nur topu suretindeki yavrucukları. Bu türden, doğa insanlarına Güzin ve Baha'dan nostaljini suyunu çıkartmaya müsait yanları olan şarkıyı yolluyoruz efendim, en kaşar, en dutlukları yakmış üstüne beton yığınları dikmiş, betonu da azmiyle ortadan delmiş dj edası ile yan durup, göz kırparaktan.

 

Neden, nasıl, niçin bilmem

Bana eden bulsun demem

 

Rüzgar gibi geldi geçti

Buna neden belki hiçti


Sana sevgim artık soldu

Eski çamlar bardak oldu


Bana yalnız acı verdin

Sana sevgim bitmez derdin


Yalan olmaz aşktan yana

Yeni bir aşk gerek bana


Sana sevgim artık soldu

Eski çamlar bardak oldu

 

Aslında eski dutluklarımızın ve eski çamlarımızın ve hatta onların içinde yer bulduğu, serpilip dallanıp budaklandığı eski çamlıklarımızın akıbeti, yaşadığınız şehrin coğrafi özelliklerine göre değişik bitki, hayvan ve nesneler ile örtüştürülebilecek cümlelere kolayca dönüştürülebilir:

 

"Eskiden burada develer at koştururdu"

"Eskiden buraları papatyalıktı"

"Eskiden buraları söğütlüktü"

"Eskiden burası ceylanların pınarı, şu köşe yaz köşesi bu köşe de kış köşesiydi" denilebilir pekala.

18 Eylül 2007 Salı

Eskidendi

Sabahları erkenden uyanıyorum. Henüz karanlıkta yola koyuluyorum. Kahvaltı namına bir şey yemeden-içmeden kötü kokan belediye otobüslerine binip şehrin bir ucundan öbür ucuna yola koyuluyorum. Otobüste, şanslıysam, yer bulduysam eğer, bindikten bir durak sonra hemen uyuyorum. Rüyamda, çocukken uyandığım apaydınlık sabahları görüyorum. Annem üzerime eğilip yanaklarımdan öperek beni uyandırıyor.

 
Eğer şanssızsam ayakta gidiyorum onca yolu bir alay hayata küskün insan birbirlerimiz itip kakarak hayatın bize gösterdiği acımazsızlığın tüm hıncını birbirimizden alıyoruz.

 
Eğer çok daha şanssızsam uyandığımda ineceğim durağı kaçırmış oluyorum, kalabalıkta, omuz darbeleri ile yolumu aça aça işyerine koşuyorum, binalar insanlar üzerime üzerime geliyorlar. İşe zor yetişiyorum. 

 
Eğer daha şanssızsam, geç kalıyorum.

 
Eğer daha da şanssız günümdeysem, şefimiz Nevin Hanımın yılan gibi bakışları, öldürür gibi "tısss"lamasıyla beni karşılıyor; "gene geç kaldınız" diyor. Kaşlarının biri kalkıyor, öbürü iniyor, göğsü astımlı astımlı çırpınıyor, hiç kimseyi beğenmiyor, çöreklendiği köşeden sokuyor lafı.

 
Öğlen arası tiz kahkahaları merdiven aralarından dökülüp üzerime üzerime düşüyor. "ben bu cezayı hakedecek ne yaptım" diye düşünüyorum.

 
Akşam karanlığında işten çıkıyorum, karanlık otobüslerde, karanlık yüzlü insan yüzleri arasında, otobüslerin üstüne üstüne eğilen beton yığınlarının arasından geçe geçe eve gidiyorum.
 
Herşey tıpkı bir kabus gibi. Herşey gerçek, bu kabustan uyanmak mümkün değil. Sadece uyurken mutlu oluyorum, annem sabahları önce beni uyandıyor, sonra kardeşimi. Kahvaltı etmeden önce, ayakkabı kutusunda, dut yaprakları üzerinde yetiştirdiğimiz ipek böceklerini seyrediyoruz. Bu rüyalardan uyanıp kabusumda geziyorum.

 
Bu sabah en şanssız günümdü. Otobüste uyuyakalmışım, son durakta indiğimde, otobüs şöförü uyduğum için bana kızgındı. Hemen indim. Başımı kaldırdım. Farklı beton binalar vardı. Şehrin farklı bir yerindeydim. Köşede beton binaların arasında tek başına derme çatma eski bir ev bahçesinde masum bir dut ağacı vardı sadece. Yok ama bu evi tanıyordum ben, yok bu dut ağacını da tanıyordum ben. Burada o kadar çok dut vardı ki eskiden, kardeşimle ben ipek böceği yetiştirirdik, babam kızardı, annem bizi dut ağaçlarının yanına getirir kendi elleri ile bize taze, körpe dut yaprakları toplardı Biz de onları bembeyaz kıpırtılı beyaz tırtıllarımıza yedirirdik.

 
Kabusum aralandı birden, içimi rüyalarımdakine benzeyen bir aydınlık araladı, kalbim sıcak sıcak atmaya başladı. Aniden hatırladım, buraları eskiden dutluktu.

 
Hani erken inerdi karanlık Hani yağmur yağardı inceden Hani okuldan, işten dönerken Işıklar yanardı evlerde Hani ay herkese gülümserken Mevsimler kimseyi dinlemezken Hani çocuklar gibi zaman nedir bilmezken Hani herkes arkadaş Hani oyunlar sürerken Hani çerçeveler boş Hani körkütük sarhoş gençliğimizden Hani şarkılar bizi hanüz bu kadar incitmezken Eskidendi, eskidendi, çok eskiden Şimdi ay usul, yıldızlar eski Hatıralar gökyüzü gibi Gitmiyor üzerimizden Geçen geçti Geçen geçti Hadi geceyi söndür kalbim Şimdi uykusuzluk vakti Gençlik de geceler gibi eskidendi Hani herkes arkadaş Hani oyunlar sürerken Hani çerçeveler boş Hani körkütük sarhoş gençliğimizden Hani şarkılar bizi hanüz bu kadar incitmezken Eskidendi, eskidendi, çok eskiden Hani herkes arkadaş Hani oyunlar sürerken Kimse bize ihanet etmemiş Biz kimseyi aldatmamışken Hani biz kimseye küsmemiş Hani hiç kimse ölmemişken Eskidendi, çok eskiden Hani herkes arkadaş Hani oyunlar sürerken Hani çerçeveler boş Hani körkütük sarhoş gençliğimizden Hani şarkılar bizi hanüz bu kadar incitmezken Eskidendi, eskidendi, ah eskiden

Eskidendi